Hulusi Üstün'den "Bir Zamanlar Silivri"

Silivri BelTV canlı yayınına katılan Hukukçu Yazar Hulusi Üstün “Bir Zamanlar Silivri” konulu söyleşi gerçekleştirdi.

Hulusi Üstün'den "Bir Zamanlar Silivri"
Editör: Yaz Dostum
13 Nisan 2020 - 12:31
Silivri BelTV canlı yayınında “Bir Zamanlar Silivri” konulu söyleşi yapıldı. Hukukçu Yazar Hulusi Üstün Silivri’nin tarihi, yaşanan göçleri, coğrafi özellikleri ve kültürel zenginliklerini anlattı. 45 dakika süren söyleşi programı büyük ilgi ile takip edildi. İçinde bulunduğumuz bu sürecin tez zamanda sona ermesi yönünde dileklerini ifade ederek konuşmasına başlayan Hulusi Üstün, bu yayınları sağlayan Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’a ve teknik ekibe teşekkür etti.

SİLİVRİ TARİHİNİ ANLATTI

Silivri tarihi ve kültürü üzerine araştırmalarını paylaşan Hulusi Üstün, konuşmasında şunları aktardı; “Silivri sadece nüfusun tenhalığı açısından değil, iklim açısından da, ulaşım açısından da çok şanslı bir coğrafya. Tarih boyunca da hep böyle oldu. Silivri’de oturmak İstanbul’un birçok merkezi semtinde oturmaktansa ulaşım açısından avantajlıdır. Silivri İstanbul’un batı kapısının anahtarıdır. MS. 6. yüzyılda İstanbul’un ön karakolu olmak üzere inşa edilen Anastasya Suru Marmara bölgesine Silivri’nden bağlanıyordu ve Karadeniz’e çıkıyordu. Trakya, Balkan istilalarına karşı 46 km surla bu bölgeden korunuyordu. Bu topraklar ilk zamanlardan beri meskun insanların yaşadığı bir yer. İstanbul’un açlık tehlikesinin olmadığı, çok zorunlu iklim şartlarının bulunmadığı, hem deniz hem kara ulaşımının son derece kolay olduğu bir coğrafya. Trakya’dan bereketin, zenginliğin coğrafyası olarak bahsediliyor. Yalnızca İstanbul’a olan konumu ile değil bereketi ile kültürel renkliliği ile ekonomik imkanları ile çok ayrıcalıklı bir yer olduğunun altını çizmek lazım.”

ÇOK AZ MEDENİYET BÖYLE ZENGİNLİKLERE SAHİPTİR

Geçmişten günümüze kadar birçok zenginliği halen barındıran Silivri’yi anlatan Hulusi Üstün sözlerine şöyle devam etti: “Bu topraklarda bilinen ilk insan toplulukları Traklar. Bunlardan önceki dönemlere ait kalıntılar da var tabi. Bölgeye adını veren bir Balkan topluluğu. Şuanda Trakya’da Rumeli’de yaşayan birçok topluma etkisi olan bir topluluk bu. Tarih boyunca insanlar birbirlerine karıştılar, dolayısıyla Trak halkı gen dolayısı ile dünyanın her tarafında yaşayan bir toplum. Tekirdağ, Vize, Silivri, Büyükçekmece bu topluluk tarafından kurulmuş şehir haline getirilmiş. Aslında şehir adını alması Yunan coğrafyasından bu tarafa doğru gelen deniz halklarının neticesinde vuku bulmuş. Silivri merkezi son derece korunaklı bir coğrafya üzerinde, 50 metre yüksekliğindeki falezler denize bakan tarafa herhangi duvar örmeden güvenliği sağlıyordu. Falezler altından denize kavuşan bir dere de şehrin su ihtiyacını karşılıyordu. Daha iç taraflarda ormanlar bulunuyordu. Çok az medeniyet bölgesinde hem deniz, hem bereketli topraklar, hem orman, hem tatlı su kaynağı vardır. Silivri halihazırda bu özelliklerini koruyor olması nedeniyle çok önemli. Sahile inen mezba bayırındaki büyük taş kütlelerinin ilk çağa ait olduğu bilgisine ulaşıyoruz. İronlar tarafından siyasi birlikler oluşmuş, sonra Roma’ya bağlanmış, MS. da Anastasya Surları ile İstanbul’un bir parçası haline gelmiş bir kıyı kasabası olduğu, en verimli iç denizlerinden biri olan Marmara Denizi’ne baktığı için Silivri tarih boyunca önemini korumuş. Deniz ürünleri ile çok verimli bir denizdi Marmara. 65 yaşlardakiler hatırlayacaktır. Günümüzde ise Silivri, denizinin temizliği ve ürün çeşitliliği açısından ayrıcalıklıdır.”

SİLİVRİ FARKLI KÜLTÜRLERİN İÇİNDE YAŞADIĞI BİR ŞEHİRDİ

Silivri’nin birçok medeniye ev sahipliği yaptığının altını çizen Yazar Üstün; “Şehir savaşsız ele geçtiği için yağmalanmamış, halka zarar verilmemiştir. Silivri’den bir grup insan İstanbul boşalınca Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’a zorunlu ikamet ettirildiğini biliyoruz. Silivri Kalesi Osmanlı’dan alındıktan sonra kaledeki kilise camiye çevrilmiş, kalede yaşamaya alışkın olmayanlar bugünkü Yalı mahallesi (Piri Mehmet Paşa Sahil Bölgesi) bölgesinde geleneksel Osmanlı mimarisi ile bir cami oluşturmuşlardır. Piri Mehmet Paşa tarafından seçilmiş bir bölgedir. Bu yalı bölgesinde büyük bir külliye inşa edilmiş, bugünkü Piri Mehmet Camisi inşa edilmiştir. Osmanlı şehir mimarisi cami etrafını daireler ile kuşatan mahallelerden oluşuyordu. Silivri’de sahilde böyle bir Müslüman mahallesi oluşturmuştur. Fethin akabinde bölge sadece Türklere değil, kalabalık bir Musevi kitlesine de ev sahibi olmuştur. Silivri farklı kültürlerin barış içerisinde yaşadığı bir Osmanlı şehriydi. Herkes kendi dinin gereği olan ibadetleri, kendi dilinin eğitim kurumlarında eğitim alırdı. Silivri, Osmanlı döneminde altın çağını yaşadı. Herhangi bir sosyal karmaşada, savaşta, ihtilalde yaşamadı. Osmanlı’da Türk kitle, zanaatkâr, tarım ve hayvancılık ile geçinen kitledir. Macır mahalle şehre 1878’den sonra eklendi. Silivri Balkan Harbi’nde yeniden bir göç aldı, ağırlıkla Bulgaristan ve şehir merkezinden. Köylerde yaşayanlar köylere yerleşti. Silivri bir dönem Bulgar Harbine de uğramış. Bulgar ordusu bütün evlerdeki mutfaklardaki metal kap kaçak, halı, tavuk, hindi hepsini alıp Sinekli istasyonundan Bulgaristan’a yollamışlar. Bulgar işgali o dönemin yaşlıları tarafından nefretle, hayasızca anılırdı. Bu işgalden sonra Silivri uzun süren bir kaosun içine düşmüştür. 1. Dünya Savaşı, Çanakkale Cephesi, Balkan Cephesi vb. birçok cephe Silivrili gence mezar olmuştur, birçoğunun künyesine ulaşmış bulunuyoruz. Mimarsinan Limanı’na gelen göçmenler, Silivri’de Selimpaşa ve Celaliye mekteplerinde rehabilite ediliyor, sonra iskan edilecekleri bölgelere, ekonomik becerileri esas alınarak dağıtılıyordu. Beklenenden daha çok göçmen geldiği için birçok kriter incelenemedi. Bu mübadele çokta kolay olmadı. Mübadeleden sonrada bazı ülkelerdeki Türkler Silivri merkez ve köylere zorla yerleştirildiler. Balkan coğrafyasının her kültüründen insan Silivri’de yaşamaktadır.” dedi.

TARİHTE BİRÇOK SALGIN HASTALIK YAŞANDI

Ülkenin tarihinde de salgın hastalıkların yer aldığını söyleyen Hulusi Üstün; “Tarih boyunca birçok balkan şehrinde salgın hastalıklar yaşandı. Atalarımız savaşlar, istilalar gördü, içlerindeki yaşama ümidini kaybetmediler. Halk irfanı derki ‘Bu da gelir bu da geçer ağlama’ Ne de olsa kışın sonu bahardır, biz de çok fazla karartmayalım. Silivrili olmanın bir şans vesilesi, bir şükür gerektiğini ve ayrıcalıklı olduğunu düşünürüm. Elimizin erdiği yerdeki aksaklığı, eksikliği gidermek için uğraşalım. İyiliğin boyutlarını küçümsememek gerekiyor.” ifadeleri ile yayını tamamladı.
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum